Abdülhak Şinasi Hisar

Abdülhak Şinasi Hisar (İstanbul, Rumelihisarı / 1888 - İstanbul / 3 Mayıs 1963) Romancı, yazar.

Varlıklı ve kültürlü bir ailenin çocuğudur. Babası, maarif müdürlüklerinde bulunmuş, devrinin sayılan fikir ve sanat adamlarından Mahmud Celaleddin Bey’dir. Mahmud Celaleddin Bey, gençliğinde iki yıl Paris’te okumuş, yurda dönüşünde Mürüvvet gazetesinin haftalık ilavesini çıkarmış, hikaye ve tenkitler yazmış, birkaç kitap bastırmış ve Harfne-i Evrak (1881-82) adlı, birçok meşhurların da yer aldığı ilk edebî dergilerimizden birini çıkarmıştır. Annesi Tophane-i Amire Katibi Muhtar Bey’in kızı Neyyîre Hanım’dır. Gazeteci, yazar Selim Nüzhed Gerçek, Abdül-hak Şinasî’nin öz kardeşidir.

Babası, Abdülhak Hamid’le Şinasi’yi çok sevdiği için oğluna onların adını koymuştur. Aile çevresini, aynı zamanda bir edebî muhit olarak bulan A. Şinasi, dedesi Muhtar Bey’in Rumelihisarı’ndaki yalısında Fransız mürebbiyelerden Fransızca, komşuları olan Tevfik Fikret’ten Türkçe dersleri alarak yetiştirildi. Orta öğrenimini Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi)’de yaptı. 1905’te Paris'e gitti. Orada Siyasal Bilgiler Okulu'nda okudu. Paris’te bulunan Türk aydınlarının toplantılarına katıldı. Prens Sabahattin, Ahmed Rıza, Yahya Kemal, Dr. Nihad Reşad beylerle tanıştı. Fransız yazarlarından Mauriee Bama, Jean Morto, Emile Faguet, jean Cocteau, Henri de Regnier ve Anatole France ile tanışıp görüştü. 1908’de II. Meşrûtiyet’in ilanından sonra yurda döndü. İstanbul’da, Paris’ten gelmiş genç bir edebiyatçı olarak ilgi gördü; devrin yazar, şair ve sanat adamlarıyla tanıştı. 1909’da Baron de Lormais adlı bir Fransız'ın şirketinde memurluk yaptı. 1913’ten Mütareke'ye kadar, Stines maden işletmesinin Kozlu, Kilimli ve Kandilli ocaklarında hükümetle irtibat memurluğu ve tercümanlık görevinde bulundu. 1918'de babası öldü. 1922’de, o zamanlar sevmediği, sonradan hasretle hatırlayacağı Boğaziçi’ndeki yalıları yandı ve Nişantaşı’nda bir eve taşındılar. 1924’te Reji idaresine girdi, 1925'te Reji hükümete devredilince, devlet memuru oldu. 1928’de çok sevdiği annesini kaybetti. 1930’da Balkan Birliği Cemiyeti umumi katibi oldu ve Ankara’ya yerleşti. 1936’da Dışişleri Bakanlığı’na müşavir olarak girdi, Montreux Andlaşması’nm uygulanması ile ilgili dairede çalıştı. 1945’de Milletlerarası Barış konferansı için Amerika’ya gitti. Dönüşünde, sağlığı bozulduğu için, Dışişleri’nden ayrılarak tekrar İstanbul’a yerleşti (1948). Çeşitli banka ve kuruluşların idare meclisi azalıkları ile geçimini sağladı. Ayaspaşa’da Boğaz’a bakan bir apartmanda otururdu, ömrü boyunca hiç evlenmedi. 3 mayıs 1963 Cuma günü, beyin kanamasından öldü. 4 Mayıs’ta Aksaray Valide Camii’nde kılman cenaze namazından sonra Merkez Efendi Kabristanı’na gömüldü.

Yazı faaliyeti 1918’den sonra başladı. Dergah ve Yarın mecmualarında İleri, Medeniyet gazetelerinde tenkit yazıları ve şiirleri çıktı. Cumhuriyet’ten sonra ise, Ağaç ve Türk Yurdu dergileriyle Milliyet ve Dünya gazetelerinde tenkit ve deneme türünde yazıları yayımlandı. Asıl edebî şahsiyetinin ifadesi olan eserlerini 1940’dan sonra vermeğe başladı. 1941’de çıkan Fahim Bey ve Biz adlı romanı çok ilgi gördü ve 1942 C.H.P roman ve hikaye yarışmasında derece aldı. Bunu Çamlıca’daki Eniştemiz (1944) takip etti. Arada hatıra - deneme türünde Boğaziçi Mehtapları (1943) çıktı. Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952) diğer bir romanıdır. Boğaziçi Yalıları (1954), Geçmiş Zaman Köşkleri (1956) hatıra - deneme türündeki diğer iki eseridir. Geçmiş Zaman Fıkraları (1958) bir derlemedir. İstanbul ve Pierre Loti (1958), Yahya Kemal’e Veda (1959), Ahmed Haşim’in Şiiri ve Hayatı (1963) incelemeleridir. Aşk İmiş Her ne Var Alemde (1955), aşka dair mısra ve beyitlerden derlenmiş bir antolojidir. Şimdiye kadar basılmayan eserleri arasında, Geçmiş Zaman Edipleri, Edebiyat-ı Cedide, Romana Dair, Abdülhak Hamid incelemeleri de bulunmaktadır.

Çocukluk hatıralarına ve mazi şuuruna sıkı sıkıya bağlı bir yazardır. Gençlik yıllarında, biraz da devre hakim olan Avrupa hayranlığı ve taklitçiliğinin tesiriyle, maziden ve eski şeylerden hoşlanmazken, eser verdiği yıllarda milliyet’in ve mazi’nin değerini adamakıllı anlamış bir yazar olarak görünür. “Bir millete yapılabilecek en sinsi ve en şeytani hücum, onun vicdanından mazisini almak, hafızasından mazisini yok etmektir” diyordu. Kesin olarak milli değerlere bağlı bir yazardı. Medeniyet sevgisinin başlıca dayanağı olarak gördüğü mazi şuurunu güçlendirici eserler vermiştir, ölümünden sonra günlük hatıra defterinden alınarak Yangın Var başlığı altında Dünya gazetesinde Mart-Nisan - 1967’de yayımlanmış olan notları, milli fikirlerini ve Türkiye’deki sosyalist - komünist faaliyetler hakkındaki dikkate değer görüş ve tenkitlerini ihtiva eder.

Uydurmacılığa, özleştirmeciliğe iltifat etmeyen, geleneksel, sade ve sağlam bir Türkçesi, şiirli, ahenkli bir üslubu vardır.

09 / Tem / 2018