Aziz Tommaso

Tommaso (Aquinolu Aziz) (1225-1274) İtalyan ilahiyatçısı ve filozofu. Orta çağın en ünlü ilahiyatçılarından olan Tommaso, soylu bir aileden geliyordu.

Önceleri Monte Cassino’da bir dini tarikatta Benedikten papazlarından eğitim gördü; 1239'da Napoli Üniversitesi’nde okudu. 1240-43’lerde ailesinin istememesine rağmen, Dominiken tarikatına girdi. 1244’te kardeşleri tarafından manastırdan kaçırıldı; bütün dünya zevklerinden uzak kalarak, tekrar eski tarikatına döndürüldü, iki yıl sonra esir edildiği babasının şatosundan kaçmayı başararak Köln’de ve Paris’te dominiken üstadı Albertus Magnus’un yanında ilahiyat ve felsefe öğrenimini sürdürdü. 1256’da ilahiyat doktoru unvanını elde eden Tommaso, 1259’a kadar Paris Üniversitesi’nde ders verdikten sonra, geri çağrılınca İtalya’ya gitti; orada 1268’e kadar derslerine devam etti; 1268’de ders vermesi için Paris’e çağrılınca, 1269’da Paris’teki kürsüsüne döndü ve orada üç yıl profesörlük etti. Bu dönemde Augustinus’cularla ve İbni Rüşd’cülerle tartışmalara girişti ve böylece, bu akımlara karşı gösterilen aşırı yakınlıktan doğma zararı gidermeye çalıştı. 1272’de Napoli’ye geri çağrıldı ve orada bir yıl ders ve vaazlar verdi. Papa X. Gregorius tarafından ilahiyatçı olarak ikinci Lyon konsülüne davet edilince, 1274’te yola çıktıysa da, Maenza şatosunda hastalandı ve şato yakınındaki bir manastırda öldü. 1323’te Papa XXII. Johannes tarafından azız (sanctus) ilan edildi.

Mantıkçı, metafizikçi, ilahiyatçı hüviyeti olan Aquinolu Tommaso, çok çeşitli alanlarda eserler verdi. Tommaso eserlerinde, Aristoteles’i yorumlayarak, felsefeyi zenginleştirmiştir.
Tommaso’nun en önemli eserlerinden olan “Summa Contra Gentiles” (1259-64), Hıristiyan dininin doğruluğunu Hıristiyan olmadığı var sayılmış bir okuyucuya seslenerek, ispatlarla yerleştirmeğe çalışır.

Tommaso’nun sistemi, kilise düşmanlarının itirazlarını yıkma amacıyla yazmış olduğu, insan zekasının zirvelerinden sayılan Summa Theologica (1266-1273)’da ifadesini bulur. Ortaçağın bu önemli ansiklopedisi üç kısımdan ibaret olup, 612 meseleyi ve 3 bin bendi ihtiva etmektedir. Tommaso’nun felsefesi, Aristoteles’den yapılan aktarmalara rağmen Summa (Külliyat)larda geleneğe bağlı bir çerçeveye dayanır. Böylece onun sistemi aynı zamanda Katolik metafiziğinin gelişmesinin en yüksek noktasını ve çöküşünün başlangıcını gösterir. Tommaso, gerçekten Augustinus ve Anselmus’tan sonra, Hıristiyan dogmantizminin en mükemmel örneğidir.

TOMMASOCULUK

Hıristiyan felsefesinin skolastik dönemi filozoflarından Aquino’lu Tommaso’nun doktrini. Tommasoculuk, Orta Çağ’ın IX. yy’dan XIV. yy’a kadar süren skolastik döneminde Scotus’culuğun karşısında yer alır. Aquino’lu Tommaso ile İskoçyalı Duns Scotus (1270-1308)’un doktrinleri, Hıristiyan dünyasında daima çatışma konusu olmuştur. Aslında Hıristiyan düşüncesi, bu iki filozofun düşüncesinde zıt yönlerde sivrilmiş bulunmaktadır. Tommasoculuk Augustinus’culuğun, Scotus’culuk Pelagus’culuğun takipçisi durumunda kalmışlardır.

Tommasoculuğa göre, zeka iradeden üstündür; Tanrı hür değildir; dünyayı yaratmak zorunda olduğu için yaratmıştır. İnsan için hürriyet söz konusu olamaz, insan kurtuluşu için hiç bir şey yapamaz ve Tanrı’nın ihsanına muhtaçtır, insanı ancak Tanrı kurtarabilir. Bu bakımdan, Tommaso’culuk entellektüel, determinist ve fatalist bir akımdır. Halbuki, Scotus’culuk ise, volontarist, indeterminist ve rasyonalist akımlara eğilim gösterir.
Katolik kilisesinin resmi felsefesi olan Aquino’lunun temsil ettiği doktrin, özellikle Dominiken tarikatı tarafından tutulmuş ve yayılmıştır. Scotusculuk da bunun karşısında Fransisken tarikatinin izinde yürümüştür.

Tommasoculuk, Aristoteles felsefesi ile Hıristiyan dünya görüşünü uyum içinde birleştirmeye çalışan, insan iradesi ile Tanrının önceden belirlenmesini tabiat - tabiatüstü bir varlık düzeni içinde birleştirme amacını güden, aklın üstünlüğünü irade ve irade hürriyeti üzerindeki hakimiyetini öne süren doktrinler demektir.

Papa XIII. Leon, 1879’da yayımladığı bir genelge ile din okullarında ve Katolik üniversitelerinde Tommaso’nun ileri sürdüğü görüşlerin öğretilmesine meşruiyet tanıdı ve böylece, skolastiğin yeniden canlandırılması olarak yorumlanan bir tutuma yol açtı. Ve böylece Tommasoculuk Katolik kilisesinin temel felsefesi haline geldi. Bu yoldan bir çok din adamı ve düşünür de Tommasoculuğu benimseyerek, onun görüşlerini İlmi buluşları da göz önünde tutarak yenileştirmeye çalıştılar. Nitekim, zamanımız felsefesinde bazı felsefi akımların (fenemonoloji ve varoluşçuluk) Tommasoculuk içinde eritilmesine yönelen çalışmalar vardır.

Nitekim, E.Gilson gibi, felsefe tarihçileri, Tommasoculuğu tarihi kadro içine yerleştirmeğe ve üniversal geçerliği olan yönlerini ortaya koymağa çaba gösterirler.
Bir başka yönden de, J.Maritain gibi filozoflar da, geleneğe mal edilmiş Tommasoculuğu daha da derinleştirerek yaymaya çalışırlar. XIX. yy’ın ortalarında ilmin bütün Avrupa’ya hakim olmaya başladığı yıllarda Tommasoculuk Kant ve Hegel doktrinleriyle desteklenmek zorunda kalmış ve bir çok düşünürlerce Yeni Tommasoculuk oluşturulmuştur.
Yüzyılımızın ilk çeyreğinde ve onu takip eden yıllarda ileri sürülen bütün idealist felsefeler, bir bakıma Yeni Tommasoculuğun ürünleridir.

24 / Haz / 2018

Yorum Yazınız