Geleneksel İngiliz Mimarisi

ingiliz mimarisi

18'inci yüzyıl İngiliz mimarlığına «Georgian çağı mimarlığı» adı verilir. 19'uncu yüzyılın başlarına kadar süren bu çağda İnigo Jones ve Wren'in etkileri görülür. Bu çağın en ünlü mimarları Sir John Vanbrugh (1666-1726), Nicolas Hawksmoor (1661-1726), James Gibb (1683-1754), William Kent (1684-1748) ve baba oğul Dances'ler (1700-1825) dir.

İngiliz tipi bina ve evlerin son biçimini alması bu çağa raslar. Ama çağın başında İtalyan etkisi önemli bir yer tutar. Bu tipe başlıca örnekler Castle Howard (1702-1714) ve Malborough büyük düküne armağan edilen Blenheim Palace (1709) ile Seaton Delaval (1720) dir. 19'uncu yüzyıl İngiliz mimarlığında da, Avrupa'da olduğu gibi eski sanata doğru bir eğilim göze çarpar. Bu yüzyılda nüfusun hızla artması, yeni şehirlerin kurulması pek çok binanın yapılmasını gerektirmiştir. Bu maddeci (materyalist) bir çağdı. Herkes, teknik bilgilerin zaferine inanıyor, artistik şeylere önem verilmiyordu. Bir tarzı öbürü takip ediyor ve moda gibi değişiyordu. Bunlar arasında toplumun benimsediği tarz klasik tarzdı. Ondan sonra İtalyan Rönesans tarzı geliyordu. Bu tarzda başarı gösteren mimarlardan biri de Sir Charles Barry (1795-1860) idi. İstanbul'daki İngiliz elçilik binası, onun bu tarz mimarlığı üzerinde bir fikir verebilir. Noe-Gotik tarzında yapmak zorunda kaldığı Westminster'deki Parlamento binası (1840-1860) İngiltere'deki yapıların en güzellerinden biridir. Gotik tarzı da bu çağda yeniden canlanmıştır. Bu tarzı kullanan mimar Horace Walpole, birçok güzel yapı meydana getirmiştir. 19'uncu yüzyılın sonlarına doğru İngiliz mimarlığı «yeniden dirilmiş» ve çeşitli tarzlardan kurtularak oldukça iyi bir tarza kavuşmuştur: «Bağımsız Klasik tarz». Bu yolda başta gelen mimarlardan biri Norman Shaw ( 1831-1912 )'dır. Shaw, 1873'te Londra'da New-Zeeland Chambers ismiyle anılan küçük bir binanın planlarını çizdi.

Bağımsız Klasik tarzında çizilen bu plana göre yapılan bina, çağının birçok mimarı üzerinde etki yaptı. İnigo Jones'e, Wren'e ve 18'incİ yüzyıla doğru bir dönüşü kapsayan bu yenilik, 19'uncu yüzyılın öbür «yeniden dirilme» lerine benzemiyordu. Çünkü bu dönüş sağlam bir geleneğe ve akla yakın sınırlar içinde çalışmaktan doğan bir bağımsızlığa dönüştü. Son yıllarda, İngiltere'de, mimarlıkta bir fazlalık meydana getiren süsleyici öğeler (unsurlar) atılarak yalnız görev yapan ( fonksiyonel ) bir tarza doğru yönelme eğilimi göze çarpar. Bu yeni tarz, modern teknikle bağdaştırılarak, İngiliz mimarlığında betonarme gibi modern yapı tarzının kullanılmasına yol açmıştır.

İngiltere'de, geleceğin binaları, şüphe yok ki eskinin ağır ve karanlık görünüşünden çok, görev yapan bir tarzın aydınlık ve İç açıcı görünüşünü yansıtacaktır.

30 / Haz / 2018