Roma Sanatı

Roma Sanatı, Etrüsk ve Yunan sanatları dayanan Romalılara mahsus sanattır. Ortaçağ Avrupası’nda başlı başına bir devir meydana getirmiştir. Ağırlığını en çok mimarlık sahasında göstermiştir. Resim ve heykel ikinci derecede kalır.

Roma kilisesine bağlı ülkelerde büyük tesirleri olan Roma mimarisinin en önemli özelliği, faydacı oluşudur. Çok güçlü bir otoritenin organı halinde mimari, Roma için hakimiyetin dile getirilmesi ve sembolü idi. Yunan mimarisinin tapınak gibi önem verdiği dini yapılarına karşılık Roma mimarisi en büyük ifadesini hamam, ev, site ve tiyatrolar gibi daha çok sivil yapılarda bulmuştur. Bu mimari ayrıca mahalli geleneklere de yer vermiştir. Zafer takı, anfi tiyatro, sukemeri, köprü, panteon ve villa gibi yaratılan yeni bina tipleri ile duvar örgüsünde dört köşe taş yerine petek biçiminde yontulmuş taş ve özellikle tuğla parçalarının katılarak elde edilen mukavemetli harç gibi yeni yapı gereçleri bu dönemde inkişaf etmiştir. Bu sayede Roma mimarisinden bir çok eser günümüze ulaşabilmiştir. Ayrıca pencere camı ve kemerli kubbe, Roma mimarisinin asıl özelliğini ortaya koyar. Kemer ve kubbe, bir çok biçimde kullanılmıştır. Yuvarlak kemerli büyük yapılar, beşik veya haç ve tonoz, üst üste koridorlar, çok katlı yapılar ve merdivenler ile köprü kemerlerinin yapılması, böylece kolaylaşmıştır, özellikle tonoz ve kubbe, harcın mukavemeti sayesinde, bindikleri duvarlara tek bir blok halinde oturmuş, yapıların normal örtüleri olmuştur. Kemerin kullanılmasında teknik açıdan elde edilen kolaylık, taş merdivenlerin yaygınlaşmasına, dolayısı ile çok katlı binaların yapılmasına yol açmıştır. Roma şehirciliği de Yunan’dan daha ileri bir seviye kazanmıştır.

Soyut güzellik ve ahenk arayan Yunan mimarisine karşılık Roma mimarisi, teknik çözümler ve fayda arayan bir yolda gelmiştir. Gelişen bu mimari teknik ve detayların geniş halk kitlelerinin hizmetine sokulmuş olması ise, Romalıların yapıcılıktaki asıl önemli rolünü oluşturur. İlkçağ mimarisinden çok ileri bir hamle sayılan Roma mimarisi, Ortaçağ mimarisinin de hazırlayıcısı sayılır. Bu dönemin en önemli yapüarı arasında Roma’da bulunan Panteon , Titus Taki, Hadrian Mozolesi ve Pala tin İmparator Sarayı başta gelir.

Roma mimarisi duvarlarda heykeller için yan kubbeli yuvalar bırakmak, bina içlerinde fresko ve mozayik süslemelere yer ver-mek gibi unsurları da ihtiva eder. Sütunu süsleyici bir eleman olarak kullanmasını bilen bu mimari, heykele de yer vermiştir. Esasında Etrüsk sanatına dayanan Roma heykeli, Yunanistan’ın Roma hakimiyetine girmesinden sonra, Yunan heykel sanatının tesiri altına girmiştir. Yığın yığın heykelin Roma’ya taşındığı bu dönemde, Yunan heykelleri önceleri taklit edildi. Roma hey-kelinde alçak kabartma ve büst gelişmiştir, özellikle büst, sanat tarihinde Roma’yla başlar. Vatikan Müzesi’nde, Roma Milli Müzesi’nde bu büstlerin bol örnekleri vardır. Roma resmi daha çok sıva üzerine yapılmış duvar tablolarından ibarettir. En fazla mitoloji ve dini törenlerle ilgili konular işlenmiştir. Duvarı baştan başa kaplayan bu freskolarda perspektif yoktur. Roma resim geleneği Ortaçağ Bizans resminin kaynağı sayılabilir. Bu husus Roma freskolarındaki figürlerle, Bizans mozaiklerindeki figürler arasında bulunan benzerlikten kolayca anlaşılır.

27 / Haz / 2018

Yorum Yazınız